Şeffaflık ve hesap verebilirlik, özellikle savunma sanayii gibi kapalı devre alanlarda en zor sınanan başlıklar arasında. Ankara merkezli Arca Savunma ve şirketin kurucusu İsmail Terlemez hakkında DW Türkçe’nin ortaya çıkardığı NATO bağlantılı rüşvet iddiaları ise, bu sınavı Türkiye açısından daha görünür ve tartışmalı hale getirdi. 

DW Türkçe ve Avrupa’dan çeşitli medya kuruluşlarının ortak araştırmasına göre, yıllarca NATO’nun mühimmat tedarik zincirinde kritik görevlerde bulunan Terlemez, rüşvet almakla suçlandı; Belçika’da gözaltına alındı, iki aya yakın cezaevinde kaldı ve daha sonra ABD Adalet Bakanlığı’nın talebiyle hakkında açılan dava düşürülerek serbest bırakıldı. 

Dosya bugün itibarıyla kapalı görünüyor; ancak iddialar, Türk savunma sanayiinin uluslararası algısında uzun süre konuşulacak yeni bir gölge bırakmış durumda.


NATO’nun kalbinde bir Türk: Terlemez dosyası nasıl açıldı?

DW Türkçe’nin aktardığı belgelere göre İsmail Terlemez, önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nde mühimmat uzmanı olarak görev yaptı, ardından NATO’nun ortak alımlarını yürüten NATO Destek ve Tedarik Ajansı’na (NSPA) geçti. Burada Ammunition Support Partnership (Mühimmat Destek Ortaklığı) programında teknik sorumlu olarak, mühimmat ve patlayıcı ihalelerinin şartnamelerini hazırlayan ve tekliflerin teknik uygunluğunu değerlendiren isimdi. 

ABD’li savcıların hazırladığı iddianamede Terlemez, bu görevde bulunduğu dönemde “kamu ajanı sıfatıyla rüşvet almakla” suçlandı.

İddialara göre: 

2019’da ABD ordusuna TNT tedariki için açılan büyük bir ihalenin sonucuna etki etti,
İhalenin belirli bir İtalyan şirketine gitmesi için rüşvet karşılığında nüfuz kullandı,
Bu şirketten 1 milyon avrodan fazla ödeme, eski NSPA yöneticisi Amerikalı Scott Everett Willason’ın Lüksemburg’daki danışmanlık şirketine aktarıldı,
Bu paradan yaklaşık 116 bin avronun 2019–2020 arasında taksitler halinde Terlemez’e gönderildiği öne sürüldü.
Savcılar ayrıca, Letonya merkezli bir firmanın da NSPA ile iş yapabilmek için Willason’ın Polonya’daki danışmanlık şirketine yönlendirildiğini, taraflar arasında Riga ve Lüksemburg’da görüşmeler yapıldığını dosyaya yazdı. 

Bu tablo, Arca Savunma’nın patronunu, NATO’nun tedarik mekanizmasının tam merkezinde döndüğü iddia edilen bir rüşvet ağının baş aktörlerinden biri haline getiriyor.


Brüksel’de gözaltı, 59 gün tutukluluk ve tartışmalı bir “serbest bırakma”
Araştırmaya göre ABD’nin talebi üzerine çıkarılan uluslararası yakalama kararı sonucunda İsmail Terlemez, 13 Mayıs 2025’te Brüksel Zaventem Havalimanı’nda gözaltına alındı; Belçika’daki Haren Cezaevi’nde yaklaşık 59 gün tutuldu. Aynı soruşturmada adı geçen eski NSPA yöneticisi Scott Everett Willason da İsviçre’de benzer şekilde yakalandı.

Ancak 9 Temmuz’da dikkat çekici bir gelişme yaşandı. ABD Adalet Bakanlığı, sadece Terlemez–Willason dosyasını değil, NSPA merkezli ikinci bir rüşvet soruşturmasını da aynı gün “adaletin çıkarına değil” gerekçesiyle düşürdü. İki dosyanın da yine kısa süre önce atanmış siyasi bir isim tarafından imzalanan dilekçelerle kapatılması, eski DOJ yetkilileri tarafından “alışılmadık” bulundu; hatta bir yetkili bu durumu “yıldırımın bir günde iki kez aynı eve düşmesi” sözleriyle yorumladı. 

Zamanlama da dikkat çekiciydi: Dosyaların kapatılmasından yaklaşık iki hafta önce, 24 Haziran 2025’te ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi öncesi Lahey’de bir araya gelmiş; masada ikili ilişkiler ve savunma sanayii işbirliğinin de olduğu belirtilmişti.

Bu gelişmeler, “Bu dosya gerçekten hukuki gerekçelerle mi kapatıldı, yoksa siyasi pazarlıkların parçası mı oldu?” sorusunu gündeme taşıdı.


Arca Savunma: Skandalın gölgesinde büyüyen aktör

Dosya kapansa da Arca Savunma’nın ticari adımları hız kesmedi. Türk basınına yansıyan haberlere göre, Terlemez’in tahliyesinden kısa süre sonra şirket, mühimmat geri kazanımına odaklı bir İtalyan firmasını satın alarak Avrupa merkezli teknoloji ve tedarik zincirlerine doğrudan erişim sağladı. Aynı dönemde Fransa merkezli mühimmat makinesi üreticisi Manurhin ile de görüşmeler yürüttüğü iddia edildi. 

Zaten Arca, Türkiye’de farklı kalibrelerde top, havan ve silah mühimmatı üreten, NATO ülkeleriyle çeşitli projelere giren, agresif büyüme stratejisiyle öne çıkan bir şirket olarak tanınıyordu.

Bu nedenle rüşvet dosyası, sadece bir “kişisel skandal” olarak değil, NATO–Türkiye–Avrupa hattında savunma sanayii işbirliğini de tartışmaya açan jeopolitik bir dosya olarak okunuyor.


Türk savunma sanayii açısından riskler: İtibar, güven ve “gölge maliyet”
Türkiye, son yıllarda SİHA’lardan deniz platformlarına, zırhlı araçlardan füze sistemlerine kadar uzanan geniş yelpazede ciddi bir savunma ihracatı ivmesi yakaladı. Dünyada “savunma alanında yükselen güç” imajı inşa edilirken, Arca–Terlemez skandalı şu soruyu merkeze taşıyor:

“Türk savunma şirketleri, küresel tedarik zincirlerinde ne kadar şeffaf ve ne kadar güvenilir?”

Bu tür rüşvet dosyaları, haklı veya haksız olsun, NATO ve Avrupa bürokrasilerinde şu sonuçlara yol açabilir:

Türk menşeli firmalar için daha uzun ve sıkı denetim süreçleri,
Finansman, kredi ve sigorta alanlarında “risk primi” algısının artması,
Rekabet edilen ihalelerde rakipler tarafından “psikolojik malzeme” olarak kullanılma riski,
Bazı kritik projelerde Türkiye kaynaklı şirketlere mesafeli yaklaşılması.
Rüşvet iddiaları aynı zamanda şirketlerin üzerine görünmez bir “gölge maliyet” bindiriyor. Bankalar ve finans kurumları uyum süreçlerini uzatırken, kimi ülkelerin savunma bürokrasilerinde “temkinli yaklaşım” standarda dönüşebiliyor. 


NATO tedarik sistemindeki zafiyet ve Türkiye’nin konumu

Terlemez’in NSPA’daki görevi, NATO üyelerinin mühimmat alımlarını koordine eden son derece hassas bir noktadaydı. İddianamede aktarılan para trafiği ve şirket yönlendirmeleri, sadece iki ismin etik ihlali olarak değil, NATO’nun ortak tedarik sisteminde ciddi bir zaafın işareti olarak yorumlanıyor. 

Türkiye açısından etki iki katmanlı:

Olumsuz algı: Skandalda adı geçen kilit aktörlerden birinin Türk vatandaşı ve bir Türk savunma şirketinin patronu olması, “NATO kanalları Türk şirketlerce nasıl kullanılıyor?” sorusunu yabancı başkentlerin gündemine taşıyor.

Reform baskısı: NATO ve Avrupa kurumları tedarik kurallarını sıkılaştırırken, Türk şirketler de daha sert uyum ve denetim süreçlerine tabi olabilir. Kısa vadede bu durum işleri zorlaştırsa da uzun vadede daha kurumsal, şeffaf ve güçlü bir savunma ekosistemini zorunlu kılabilir.

İçeride ne yapılmalı? Milli savunma için milli şeffaflık

DW Türkçe’nin haberlerinde, Terlemez’in adının geçmişte TBMM Millî Savunma Komisyonu’nda MKE–NEPSA tartışmalarında da gündeme geldiği hatırlatılıyor. 

Bu durum, Türkiye açısından şu kritik soruyu büyütüyor:

“Kamu kurumlarından NATO’ya, oradan özel sektöre uzanan kariyer geçişlerinde yeterli etik bariyerler var mı?”

Türk savunma sanayiinin hızlı büyümesi, artık sadece ihracat rakamlarıyla değil;

etik kurallar,
güçlü denetim,
çıkar çatışmasının önlenmesi
gibi başlıklarla birlikte düşünülmek zorunda.

Savunma Sanayii Başkanlığı’nın uyum kriterlerini sertleştirmesi, şirketler için zorunlu etik kodlar, düzenli şeffaflık raporları ve TBMM’nin uluslararası savunma anlaşmalarını daha yakından denetlemesi, hem milli çıkarları koruyan hem de Türkiye’yi küresel arenada daha güvenilir bir oyuncu haline getirecek adımlar olarak öne çıkıyor.


Dosya kapandı ama Türk savunma sanayii için ders bitmedi

ABD Adalet Bakanlığı, Terlemez ve Willason dosyasının “adaletin çıkarlarına hizmet etmeyeceğini” ileri sürerek davayı düşürdü. Ancak hem eski DOJ yetkililerinin değerlendirmeleri hem de sivil toplum örgütlerinin tepkileri, ortada cevaplanmamış çok sayıda soru bıraktı. 

Arca Savunma ve İsmail Terlemez ise DW Türkçe ve diğer araştırmacı gazetecilik platformlarının yönelttiği soruları yanıtsız bırakmayı tercih etti. Bu da dosyanın hukuken kapanmasına karşın, kamuoyu nezdinde soru işaretlerini büyütüyor. 

Bugün gelinen noktada bu olay, Türk savunma sanayiine açık bir mesaj veriyor:
Teknoloji, üretim kapasitesi ve ihracat kadar; etik, şeffaflık ve hesap verebilirlik de artık milli savunmanın ayrılmaz bir parçası.

NATO’daki bu rüşvet dosyası belki kapatıldı; ama Türk savunma sanayiinin, “daha temiz, daha güçlü ve daha güvenilir” bir gelecek inşa etme zorunluluğu hâlâ masada duruyor.